92406 kayıt bulundu.
1. -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , -e , -e , nesnesiz , nesnesiz , Vazife verilmek, görevlendirilmek, ödevlendirilmek
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Görevli
1. İnfaza, vazifeli şahıslardan başka, kimse kabul edilemez.
1. İnfaza, vazifeli şahıslardan başka, kimse kabul edilemez.
2. Ödevli
1. umurunda değil
1. Biz burada beklemişiz, onun vazifesi mi?
1. Biz burada beklemişiz, onun vazifesi mi?
1. sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , Ödevine, işine bağlı, ödevcil
Lisan : Arapça vaẓīfe + Farsça -şinās
Telaffuz : vazi:feşinas
1. sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , Açık, aydın, belli
Lisan : Arapça vāżiḥ
Telaffuz : va:zıh
1. açık durumda bulunmak, anlaşılır biçimde görünmek
1. Bir sözü ve bir fikri sevmeniz için onun mutlaka vazıh olması lazım gelmez.
1. Bir sözü ve bir fikri sevmeniz için onun mutlaka vazıh olması lazım gelmez.
1. sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , hukuk , hukuk , sıfat , sıfat , eskimiş , eskimiş , hukuk , hukuk , Yasa koyucu
Lisan : Arapça vāżiʿ + ḳānūn
Telaffuz : va:zı'ıka:nun
esas vaziyet
1. isim , isim , isim , isim , Durum, tavır, hâl
1. Çocuklarının vaziyeti, istikbali seni alakadar ediyorsa biraz kendi âleminden çıkar, onlarla meşgul olursun, anladın mı?
1. Çocuklarının vaziyeti, istikbali seni alakadar ediyorsa biraz kendi âleminden çıkar, onlarla meşgul olursun, anladın mı?
2. Konum
1. Kasaba coğrafi vaziyeti yüzünden lodosu, poyrazı pek az tutan bir limanda kurulmuştur.
1. Kasaba coğrafi vaziyeti yüzünden lodosu, poyrazı pek az tutan bir limanda kurulmuştur.
Lisan : Arapça vażʿiyyet
1. belli bir durum veya davranış biçimini benimsemek, tavır almak, tavır takınmak
1. İşgalden sonra Rumların bize karşı nasıl bir vaziyet aldıklarını da pekâlâ biliyorduk.
1. İşgalden sonra Rumların bize karşı nasıl bir vaziyet aldıklarını da pekâlâ biliyorduk.
2. karşı çıkmak
1. herhangi bir güç durumdan sıyrılmak
1. Karısı ve arkadaşı da bir müddet sustular, galiba bir şeyler düşündüler. Vaziyeti yine genç diplomat kurtardı.
1. Karısı ve arkadaşı da bir müddet sustular, galiba bir şeyler düşündüler. Vaziyeti yine genç diplomat kurtardı.
1. isim , isim , isim , isim , Çiçek koymak için kullanılan, cam, toprak, porselen vb. maddelerden ve çeşitli madenlerden yapılan, türlü boyut ve biçimlerde olabilen kap
1. Zambakları vazoya yerleştirdim.
1. Zambakları vazoya yerleştirdim.
Lisan : İtalyanca vaso
Telaffuz : va'zo
1. isim , isim , isim , isim , Vazo yapmaya elverişli malzeme
2. Vazo konmaya uygun yer